Ege’nin o pırıl pırıl sularında süzülüp, mesela Kalem Adası’nın ya da Garip Adası’nın o turkuaz sularına demir atarken etrafınızdaki “yüzen mahalleye” hiç alıcı gözüyle baktınız mı? Marinalar aslında denizin lüks otoparklarıdır ve her ponton, otomobil fuarlarını aratmayacak bir karakter şovuna sahne olur.

Gelin, halatları çözelim ve Türkiye sularında en çok gördüğümüz o meşhur tekne markalarını birer asfalta canavarına dönüştürelim. Karşınızda her bir tekne markasının ruhunu ortaya döken en eğlenceli “yüzen arabalar” rehberi!


1. Beyaz Yaka ve Charter Dünyasının “Mahşerin Üç Atlısı”

Türkiye’de yelkenli denilince akla gelen, kiralama şirketlerinin altın yumurtlayan tavukları olan o Fransız ve Alman devleriyle başlayalım.

  • Beneteau: Volkswagen Golf / Passat O bir klasik. O bir “7’den 70’e herkesin sevgilisi”. Eğer Beneteau bir araba olsaydı kesinlikle yolların uslu ama güvenilir çocuğu VW Golf veya Passat olurdu. Bir marinaya girdiğinizde en az beş tane Oceanis serisi görmezseniz, orası marina sayılmaz. İçine girdiğinizde her şey tam da olması gerektiği yerdedir. Sürprizi yoktur ama asla yolda (ya da denizde) bırakmaz. İkinci eli çeyrek altın gibidir; bugün ilana koyun, yarın satılır.
  • Bavaria: Škoda Superb / Mercedes E-Serisi Estate Alman panzeri denize indi! Bavaria, hacim ve pratikliğin kitabını yazan markadır. Karada olsaydı kesinlikle devasa bagaj hacmiyle bir Škoda Superb ya da Mercedes’in o geniş aile station-wagon’ları olurdu. “Abi havuzluğa masa kurduk, 12 kişi rahat sığdık” cümlesinin başrol oyuncusudur. Yelken yaparken biraz ağırdır ama o kalın gövdesiyle dalgaların üzerine öyle bir oturur ki, içeride çorba içseniz dökülmez.
  • Jeanneau: Peugeot 508 / 3008 Beneteau’nun grup kardeşi ama her zaman “daha süslü ve daha yakışıklı” olanı. Keskin hatları, yenilikçi “walkaround” güverte tasarımları ve estetik kokpitiyle o, yolların yeni nesil Peugeot’sudur. İçi LED aydınlatmalarla doludur, yelken açtığınızda adeta asfaltta spor moduna alınmış bir araba gibi estetik durur. Gören bir daha bakar.
  • Dufour: Renault Espace / Citroën C5 Aircross Türkiye’de Beneteau ve Bavaria’nın en büyük rakibi! Fransız Dufour, denizin tartışmasız en konfor odaklı, “geniş aile” aracıdır. Özellikle son yıllardaki o devasa geniş kıç tasarımları ve güverteye entegre barbeküleriyle tam bir Citroën C5 Aircross veya ikonik aile aracı Renault Espace‘tır. Amacı sizi A noktasından B noktasına en hızlı şekilde götürmek değil, o yolculuğu en rahat koltuklarda, en geniş hacimde ve mangal keyfiyle yaşatmaktır. Charter firmalarının gözbebeğidir; çünkü herkes içine sığar ve herkes mutludur!
  • Hanse: Audi A6 Avant / Audi Q7 Almanların denize indirdiği teknolojik şaheser. Hanse, minimalist tasarımı, keskin hatları ve inanılmaz kolay kullanımıyla denizlerin tartışmasız Audi‘sidir. Kendinden tramolalı floku (self-tacking jib) sayesinde, tıpkı Audi’nin otonom sürüş asistanları gibi, dümendeki kaptanı hiç yormaz. Kadehinizi elinizden bırakmadan tek başınıza yelken yapabilirsiniz. İç tasarımı da bir Alman otomobili gibi sade, şık, derli toplu ve son derece moderndir. Hız derseniz hızı, konfor derseniz konforu teknolojik bir paketle sunar.

2. Yüzen Dubleks Villalar: Katamaranlar

Son yıllarda denizlerimizde adeta bir “Katamaran Patlaması” yaşanıyor. Artık kimse tekneye sığamıyor, herkes denizde stüdyo daire konforu arıyor.

  • Lagoon: Cadillac Escalade / Lüks Karavan Lagoon bir tekne değil, denizin üzerine bırakılmış lüks bir rezidanstır. Karada olsaydı o, rap kliplerindeki devasa bir Cadillac Escalade ya da tam teşekküllü, lüks bir Amerikan karavanı olurdu. “Dalga mı var? Ne dalgası, ben salonda kahvemi yudumluyorum” diyenlerin tercihidir. Devasa camları, bitmek bilmeyen buzdolabı hacmiyle otoyolun sağ şeridinden ağır ağır ama en lüks şekilde giden o dev araçtır.
  • Fountaine Pajot: Porsche Cayenne Lagoon’un aksine “Ben hem devasa bir SUV olayım hem de gaza basınca (ya da yelkenleri basınca) gideyim” diyenlerin tercihidir. Sportif çizgileri ve hafif agresif yapısıyla o, denizlerin Porsche Cayenne’idir. İçeride çocuklarınız oyun oynarken siz dümende rüzgarı hissedip “hâlâ genç ve hızlıyım” diyebilirsiniz.
  • Bali: VIP Tasarım Mercedes Vito / Lüks Parti Otobüsü Son 5 yılda Türkiye koylarında bir “Bali İstilası” yaşanıyor desek yeridir! Geleneksel katamaran tasarımını alıp çöpe attılar. Ön taraftaki o meşhur fileleri kaldırıp yerine devasa bir sert zemin ve güneşlenme alanı koydular, salonun arkasını da garaj kapısı gibi tamamen açılır yaptılar. Bu yüzden Bali, denizin üzerinde süzülen tam donanımlı, özel yapım bir VIP Mercedes Vito veya yazlık bir terastır! “Denizci mi, değil mi?” tartışmaları sörveyörler ve eski kurt kaptanlar arasında sabahlara kadar sürse de, o devasa buzdolabı, flybridge’deki (üst güverte) loca düzeni ve “herkes bir arada eğlensin” felsefesiyle satış rekorları kırmaya devam ediyor.

3. Asaletin ve Hızın Temsilcileri: Motoryatlar

Burada işler biraz değişiyor; motor sesinin, marinero bağırışlarının ve şampanya kadehlerinin dünyasına giriyoruz.

  • Azimut: Maserati Azimut, koya girdiği an herkesin kafasını çevirip baktığı o şovmendir. Karada olsaydı kesinlikle bir Maserati olurdu. Agresif cam tasarımları, İtalyan zarafeti, kusursuz ahşap işçiliği… Azimut’un güvertesindeki tik ağaçları bile İtalyanca konuşuyor gibidir. Çok hızlıdır, çok havalıdır ve bakımı da o nispette “ilgi” ister.
  • Princess / Sunseeker: Aston Martin / Bentley İngiliz aristokrasisi. Bu tekneler bağırıp çağırmaz, sadece varlıklarıyla saygı uyandırırlar. Ağırbaşlı, inanılmaz kaliteli ve pürüzsüzdürler. Tıpkı bir Aston Martin veya Bentley gibi… Onların kaptanı olmak, bir asilzadenin şoförü olmak gibidir. Her şey kusursuz çalışır, içeri girdiğinizde duyduğunuz tek ses lüksün sessizliğidir.
  • Axopar: Land Rover Defender İşte son yılların en büyük trendi! Askeri bir botu andıran mat renkleri, baltabaş tasarımı ve “Ben her türlü fırtınaya dalar çıkarım” diyen duruşuyla Axopar, denizlerin açık ara Defender’ıdır. Takım elbiseyle değil, rüzgarlık ve güneş gözlüğüyle binilir. Çok havalı, çok pratik ve inanılmaz eğlencelidir.
  • Ferretti: Ferrari GTC4Lusso Azimut’tan bahsetmişken en büyük rakibini, İtalyan lüks motor yat ekolünün bir diğer ustasını unutamayız. Ferretti, performansı lüksle harmanlayan, denizin Ferrari GTC4Lusso‘sudur. (İkisi de dört koltuklu, ikisi de V12 gibi gürler!) Çizgileri biraz daha klasik ve ağırbaşlıdır ama gaz koluna dokunduğunuzda içinizdeki o İtalyan yarışçıyı uyandırır. Kullanılan deri ve ahşap işçiliği, lüks bir Milano butiğinden çıkmış gibidir.
  • Pardo (ve Fjord): Mercedes-AMG G 63 / Porsche Panamera İşte son dönemin Bodrum ve Göcek marinalarındaki en büyük statü sembolü! Ters açılı (baltabaş) burunları, etrafında rahatça yürünebilen açık güverteleri ve devasa güneşlenme minderleriyle bu “Walkaround” harikaları, denizlerin en gösterişli spor otomobilleridir. Pardo, asfalttaki bir Porsche Panamera veya en havalı donanıma sahip bir Mercedes-AMG G 63‘tür. İnanılmaz havalıdırlar, “Ben geldim” derler ve genellikle kısa mesafelerde, koylarda bir restorana yanaşırken tüm gözleri üzerlerine çekmek için tasarlanmışlardır.

4. Denizin Gerçek Efsaneleri: Klasikler

Tüm bu modern tasarımların, dokunmatik ekranlı oyuncakların arasında bir de denizin gerçek çınarları vardır.

  • Westerly: Mercedes-Benz W114 İngilizlerin o sağlamcı ekolüne bir parantez daha açmak şart. Özellikle kemikli yapısıyla 1970’lerin sonundan fırlayıp gelen Westerly Renown 32 gibi 9 metrelik klasikler, denizlerin efsanevi Mercedes-Benz W114 serisidir! Neden mi? Çünkü motoru tık dese bile o yelken kombinasyonlarıyla sizi limana atar. Dalga boyu ne olursa olsun omurgası esnemez. Modern fiberler gibi güneşte gevremez; kaportası (fiber kalınlığı) zırh gibidir. Altına girip sörvey yaparken o kalın skeg bağlantısını gördüğünüzde “Buna hiçbir şey olmaz” dersiniz. Hızlı değildir ama sizi dünyanın öbür ucuna götürüp sağ salim geri getirecek kadar sadıktır.
  • Moody (Klasik İngiliz Serisi): Birinci Nesil Range Rover Classic Modern ve seri üretim teknelerin incecik fiberleriyle dalgalarda sektiği günümüzde, klasik bir İngiliz Moody’si (özellikle o meşhur orta havuzluklu ‘center cockpit’ modelleri) denizin üzerine adeta bir kale gibi oturur. Karşılığı kesinlikle 1. Nesil Range Rover Classic‘tir. İçi bir İngiliz centilmeninin çalışma odası gibi ağır ahşap kokar, dışı ise her türlü okyanus şartına kafa tutacak kadar sağlam ve “kemikli” bir yapıdadır. Havuzluğu teknenin tam ortasında, yüksekte ve korunaklı bir yerdedir; bu sayede 40 knot rüzgarda bile dümende dururken saçınız bozulmaz. Gösterişten uzak ama “Ben buradayım ve bu denizin kurallarını ben yazarım” diyen bir karakter abidesidir.
  • Bodrum Tirhandili: El Yapımı Morgan Plus 4 Bizim suların efsanesini listeye almamak olmaz! Baş ve kıç yapısı birbirine benzeyen (çiftebaşlı), Ege’nin o sert çırpıntılı denizlerine inat geniş karnıyla sulara bir kale gibi oturan Bodrum Tirhandilleri… Eğer bu yerli efsane asfalta inseydi, kesinlikle İngilizlerin o meşhur, ahşap şasili ve tamamen el yapımı klasiği Morgan Plus 4 olurdu. Fabrikasyon değildir, her birinin ustasının el izini taşıyan bir ruhu vardır. Yelken seyrinde biraz inatçıdır ama dümene geçtiğinizde size denizin gerçek hissini, o organik ahşap dokuyu sonuna kadar yaşatır. Sünger avcılarının mirası olan bu tekneler, Ege’nin en karakterli ağır abileridir.
  • Contessa: Klasik Alfa Romeo Spider Modern tekneler karavan gibi genişlerken, 1970’lerin bu dar gövdeli, su hattı düşük İngiliz efsanesi “yelken yapmak” ne demek tüm dünyaya göstermiştir. Meşhur 1979 Fastnet Yarışı’ndaki o korkunç fırtınadan (diğer devasa tekneler batarken) burnu bile kanamadan çıkmasıyla efsaneleşmiştir. Contessa 32, yolların Klasik Alfa Romeo Spider‘ıdır. İçi dardır, tavanı basıktır, konfor namına pek bir şey vaat etmez ama yelkenleri basıp rüzgarı hissettiğinizde suyla bütünleşir. Denizi bir bıçak gibi keser, dümen tepkileri inanılmazdır. Saf sürüş (seyir) keyfi arayan, ıslanmaktan korkmayan gerçek denizcilerin kült teknesidir.

5. Açık Denizlerin Ağır Siklet Şampiyonları: “Baba” Markalar

  • Hallberg-Rassy: İçi Maybach Döşemeli Mercedes-Benz G-Serisi (G-Wagon) İsveç çeliği lafını duymuşsunuzdur; bu da “İsveç Fiberi”! Gövdesindeki o meşhur mavi şeridi ve ikonik cam rüzgarlığını (windscreen) nerede görseniz tanırsınız. Hallberg-Rassy bir araba olsaydı, kesinlikle yıllarca tasarımı hiç değişmeyen ama efsanevi statüsünü hep koruyan bir Mercedes G-Serisi olurdu. Ama kapısını açıp içeri girdiğinizde sizi bir Maybach lüksü, muazzam bir maun işçiliği karşılar. Su yapıcılar, dev jeneratörler, kalın donanımlar… Bu tekneye binip Ege’de koy koya gezmek, bir G-Wagon ile markete gitmek gibidir; onun asıl can attığı yer okyanusları aşmaktır. Dünyanın öbür ucuna gidersiniz ve salondaki kristal kadehleriniz yerinden bile oynamaz.
  • Nauticat: Mercedes Unimog Şasisine Oturtulmuş Lüks İngiliz Kulübü Kuzey denizlerinin soğuk ve hırçın sularında doğmuş bir Fin efsanesi. Motor-yelkenli (motorsailer) konseptinin şahı olan Nauticat’i bir arabaya benzetecek olsak, bu kesinlikle her türlü doğa koşulunu ezip geçen devasa bir Mercedes Unimog olurdu. Ama bir farkla: Bu Unimog’un içi antika ahşaplarla, deri koltuklarla döşenmiş sıcak bir kulüp gibidir! En büyük özelliği olan Kaptan Köşkü (Pilothouse) sayesinde dışarıda yağmur, kar veya fırtına kıyamet koparken; siz içeride, sıcacık kamarada ahşap dümenin başında çayınızı yudumlayarak tekne kullanırsınız. “Üşümek” kelimesi Nauticat sözlüğünde yoktur.
  • Amel: Toyota Land Cruiser V8 (Dünya Turu Paketi) Fransızların okyanus geçmek için yarattığı, sorunsuzluk ve güvenlik abidesi. Amel, deniz dünyasının tartışmasız Toyota Land Cruiser‘ıdır. Gemi gibi sağlamdır, her şey “tek tıkla” ve son derece güvenli bir şekilde çalışması için tasarlanmıştır. Çift direkli (Ketch) yapısıyla okyanusun ortasında bile sizi yormaz. Nasıl ki Afrika’da veya çöllerde hayatta kalmak isteyenler Land Cruiser alıyorsa, dünyayı denizden tam turlamak (circumnavigation) isteyip gece yatağında deliksiz uyumak isteyenlerin arabası da Amel’dir.
  • Nautor’s Swan: Porsche 911 Turbo S Eğer “baba” markalardan bahsediyorsak, Nautor’s Swan’ı anmadan geçemeyiz. Fin işçiliğinin İtalyan tasarımıyla birleştiği nokta. O, denizlerin tartışmasız Porsche 911‘idir. Saf kan bir yarış atı kadar hızlıdır ama aynı zamanda içeride inanılmaz bir lüks ve konfor sunar. Güvertesi o kadar temiz, o kadar pürüzsüzdür ki halatları bile gizlenmiştir. Hem Rolex Cup yarışlarında kupaları toplar hem de akşam lüks bir marinada jilet gibi durur. Her kaptanın rüyalarını süsleyen, asalet ve performansın zirvesidir.

İşte denizlerin trafiği böyle! Sonuçta ister spor bir İtalyan ile koyları hızla gezin, ister sağlam bir klasik ile açık denizlere kafa tutun; asıl mesele kontak anahtarını çevirdiğinizde ya da yelkeni bastığınızda duyduğunuz o tarifsiz özgürlük hissidir. Ne dersiniz sizin tekneniz hangisine benziyor?