Ege’nin nispeten yumuşak hatlarını geride bırakıp Akdeniz’in sarp kayalıklarına ve derin lacivert sularına dümen kırdığınızda, denizcilik tarihi bambaşka bir boyuta taşınır. Likya kıyıları boyunca uzanan bu eşsiz coğrafya, lüks bir mavi yolculuğu sıradan bir tatilden çıkarıp, misafirler için ayrıcalıklı bir kültürel keşfe dönüştürür. Çam ağaçlarının denize kavuştuğu, yamaçlardan kral mezarlarının sulara yansıdığı bu rotalar, özenle hazırlanmış bir charter programının en prestijli duraklarıdır.
İşte rotanızı zenginleştirecek, Akdeniz’in antik kalıntılarla taçlanmış o eşsiz demirleme noktaları:
Kekova ve Batık Şehir (Demre)
Kekova, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en özel denizcilik rotalarından biridir. İkinci yüzyılda yaşanan büyük depremlerle sular altında kalan antik Dolchiste kenti, adanın kıyıları boyunca uzanır. Sualtı arkeolojik alanı olduğu için Batık Şehir üzerinde yüzmek veya demirlemek yasak olsa da, antik merdivenlerin ve duvarların hemen yanından yavaşça seyir yapmak misafirler için büyüleyici bir görsel şölen sunar. Hemen karşısındaki Kaleköy (Simena) ise teknenizi bağlayıp dar patikalardan Orta Çağ kalesine tırmanabileceğiniz ve denizin içinden yükselen ikonik Likya lahitlerini fotoğraflayabileceğiniz olağanüstü bir duraktır.
Phaselis Antik Kenti (Kemer)
Çam ağaçlarının denizle kucaklaştığı Phaselis, antik çağda üç ayrı limana sahip zengin bir ticaret merkeziydi. Bugün Kuzey, Merkez ve Güney limanları denizden gelen misafirlerini ağırlamaya devam ediyor. Özellikle Güney Limanı, tekneler için oldukça korunaklı ve geniş bir demirleme alanı sunar. Tekneden inip ince kumlu plajdan karaya adım attığınızda; devasa su kemerleri, antik tiyatro ve çam ormanlarının arasına gizlenmiş agoralar sizi karşılar. Gündüzleri misafirlerin hem denizin hem de tarihin tadını çıkarabileceği mükemmel bir konaklama noktasıdır.
Aperlae (Kaş – Kekova Arası)
Kalabalıktan uzak, sadece denizden ulaşımın mümkün olduğu daha “izole” ve özel bir deneyim arayan misafirler için Aperlae mükemmel bir alternatiftir. Sıçak Yarımadası’nda yer alan bu antik Likya kenti, mor boya (mureks) üretimiyle ünlenmiştir. Koya demirlediğinizde, tıpkı Kekova’daki gibi sular altında kalmış rıhtım kalıntılarını, denizin içindeki amforaları ve yamaçlara dağılmış lahitleri görebilirsiniz. Suyun altındaki tarihi şnorkelle keşfetmek isteyenler için adeta gizli bir cennettir.
Porto Ceneviz (Adrasan – Olympos Arası)
Karayolu bağlantısı olmayan, sadece teknelerin sığınabildiği Porto Ceneviz, sarp kayalıkların arasına gizlenmiş doğal bir limandır. Adını yamaçlarındaki eski bir Ceneviz kalesinin kalıntılarından alır. Korsanların geçmişte sığınak olarak kullandığı bu koy, vahşi doğası ve izole yapısıyla dikkat çeker. Gündüzleri pırıl pırıl sularında yüzmek, geceleri ise etrafta hiçbir ışık kirliliği olmadığı için yıldızların altında eksiksiz bir huzur sunmak charter programlarının vazgeçilmez bir parçasıdır.
Andriake (Çayağzı – Demre)
Myra Antik Kenti’nin limanı olan Andriake, denizin tatlı suyla (Çayağzı deresi) buluştuğu bir noktada yer alır. Nehir ağzına yakın demirleyip zodyakla veya kano ile küçük bir keşif yapıldığında, antik liman yapıları, devasa granaryum (tahıl ambarı) ve mor boya üretim işliklerinin kalıntıları incelenebilir. Nehrin serin sularında yüzen caretta carettalar da bu antik atmosfere eşlik eder.
Akdeniz’in bu tarihi limanlarında gecelemek, bir teknenin güvertesinden antik çağın sessizliğini dinlemek anlamına gelir. Misafirler için sadece deniz ve güneşin ötesinde, binlerce yıllık efsanelerle örülmüş, sofistike ve kalitesi yüksek bir seyir deneyimi yaratmak, doğru rotayı çizmekle başlar.